Cumartesi, Kasım 21, 2009

Dikkat sürü var!

internetten takip ettigim kadariyla, turkiye'de son zamanlarda iki konuda akilciligin sinirlarini asan tartismalar goruyorum. birincisi, gdo'lu urunler (gdo, kisaca genetigi degistirilmis organizma), ikincisi de domuz gribi asisi. bu konularda asiri bir guvensizlik var, bilimsel verilerden cok komplo teorileri itibar goruyor. insanlar ciddi ciddi, domuz gribi salgininin ekonomik krizde kuresel ekonomiyi canlandirmak icin kasten yayilmis olabilecegini, grip asisi cagrilarinin ardinda aslinda ilac sirketlerinin oldugunu, sagliga zararli olduklarinin bilinmesine ragmen buyuk sirketlerin hissedarlarini zengin etmek icin gdo'lu urunlere goz yumuldugunu, boyle seylerin sagliga belirgin zarar verdigini ortaya koyan arastirmalarin buyuk sirketlerin baskisi yuzunden ciddi hakemli akademik dergilerde yayinlanmadigini falan dusunup kararlarini buna gore aliyorlar.

gdo konusu daha az hayati bir mesele. bu yazida onu geciyorum. lakin asi meselesi ciddi. gereksiz korku, ozellikle belli insan gruplarinda, cok agir hastaliga, hatta olume yol acabilir. dahasi, bulasici hastaliga yakalanan kendisi bundan cekecegi gibi, hastaligi diger insanlara da bulastirarak onlara da zarar verir. okul, hastane, kisla, belediye otobusu gibi toplu tasima araclari gibi yerlerde grip gibi bir hastalik cok kolay yayilabilir. bir insan birkac kisiye bulastirsa, hasta sayisi geometrik olarak artar. o yuzden asi yaptirmayin, hatta hatta isteyen yaptirsin diye insanlara telkinde bulunmadan once, iyice bir dusunmek ve arastirmak lazim. hakikaten bu asinin zararlarina iliskin somut bir bulgu var mi? benim bugune kadar rastladigim en kayda deger suphe nedeni, asinin cok fazla test edilmedigi iddiasiydi. o da bir arkadasim tarafindan, tanidiginin tanidigi bir enfeksiyon uzmanindan nakledilen bir sey. bu sartlar altinda, herkesin sagligi icin, birakin yuksek risk grubundaki insanlari, onlardan sonra digerlerinin de asi olmamasi icin ciddi bir tehlike goremiyorum.

simdi ortada soyle feci bir durum var. sizin cevrenizde ne kadar insan hastaliga karsi korumasizsa, hastaligin size bulasma ihtimali de o kadar yuksek. yani normalde etrafindaki insanlarin asi olmamasinin insanlari asi olmaya tesvik etmesi gerekir. mesela benim bir cocugum olsa, asiya cok guvenmesem bile, sinifinda asi olmayan cok sayida ogrenci varsa, onu kesin asilatirdim. oysa internette okuyorum. okullarda ogrencilere yazi dagitilip velilere cocuklarini asilatmak isteyip istemedikleri sorulmus. birkac yerde rast geldim, okullarda asiya yok denecek kadar az talep geliyormus. gorunen o ki, insanlar cevrelerine bakiyorlar, cogunluk ne yapiyorsa onu yapiyorlar. tam suru davranisi.

suru davranisi sunu gosterir. insanlar yeterince bilgiye sahip degil ya da kafalari karismis. kendi baslarina saglikli karar veremiyorlar. suru icerisinde kendilerinden daha bilgili olan insanlarin var oldugunu ve surunun onlarla beraber gittigini dusunup cogunlugu izlemeyi tercih ediyorlar. ustune basbakan gibi bir otorite figurunun de cikip saglik bakaninin cabasini bastirmasinin da bir etkisi olmus olabilir. eger basbakanin aciklamalari vatandasin karari uzerinde cidden etkili olduysa, buyuk bir salgin gelecek secimde hukumeti bile goturebilir. aha, buraya yaziyorum.

tarih boyunca insanlari olduren ya da onlarda kalici sakatlik birakan pek cok hastaligin yeryuzunden silinmesinde asilarin buyuk payi var. zaten saglik hizmetlerinin gelismesinin insan omrunu son yuzyilda nereden nereye getirdigi ortada. (bir sure once bu blogda bunu gosteren bir video yayinlamistik.) bu gune kadar teknolojik ilerleme ve ekonomik gelisme, insan omrunu uzatti, hayat standardini yukseltti. insanligin en ciddi dertlerine (kitliklar, salgin hastaliklar, bebek olumleri vs.) cozum bulundu. simdi geride bunlar varken, incir cekirdegini doldurmayacak meselelerden insanlarin kafalarinin karismasi hazmedilir sey degil.

son olarak, ben de bir komplo teorisi atayim bari ortaya. nasilsa motivasyon vermek yeterli, delil ortaya koymak sart degil. bahsini ettigimiz konularda insanlarin kafalarinin karistirilmasi, medyanin tirajlari ve reytingleri arttirmak icin kasten korkulari kamcilayacak haberler yapmasinin sonucu olabilir mi? belki de hukumet ya da baska birileri vatandasin kafasi bunlarla mesgul olsun, gozler baska seylerden uzak dursun istiyorlardir. kim bilir? attim bakalim tasi...

Read more...

NTV-Taraf olayi

Daha once yazacaktim, konu biraz sogusun istedim. Malumunuz, Taraf gazetesi neresinden tutsaniz elinizde kalacak bir haber yapti. NTV santralinden eski BBP baskaninin cep telefonuna yapilan aramalari sunarken helikopterin dususuyle iliskili gosterecek sekilde sundu. Konuyu herkesin hatirladigi farazasiyla link vermeye gerek gormuyorum.

Haber, neresinden tutsaniz elinizde kalacak cinsten. Ama en onemlisi bu haberin daha once Haziran ayinda Vakit gazetesi tarafindan yapilmis olmasi Taraf gazetesi icin ayip olarak yeter de artar bile.

Ayipli olan sadece Taraf degil. Taraf bu haberdeki yanlislarini mansetinden ozur dileyerek kapatmaya calisti. Ancak cehaletle bulanan o ayip oyle ozurle falan kapanacak cinsten degilidi. Yine de mansetinden ozur dilemesi Taraf'in farkidir. Basta Dogan grubun gazeteleri olmak uzere, tabldot gazetecilik, pardon tabloid diyecektim, yapan hic bir gazetede (Hurriyet'ten Zaman'a, Yeni Safak'tan Cumhuriyet'e, Sabah'tan Star'a) boyle bir ozru hatirlamiyoruz. Istisnasiz hepsi yalan haber yapiyor, hem de gozumuzun icine baka baka.

Gelelim, NTV'ye. Bir zamanlar bu kanalin tema rengi mavi idi. Ancak, son uc-dort senede bir haller oldu, mavi ton giderek hakilesmeye basladi. Once Taraf meselesindeki tutumunu ele alalim, asil bombayi sona sakliyalim. Normalde Taraf'in haberine verilecek cevap iki dakika surmesi gerekirken onlar mal bulmus magribi gibi iki gun saldirmayi tercih ettiler. Nedense, GMT+2 olayini ancak iki gun gectikten sonra dile getirdiler. Madem bu kadar basit bir aciklamasi vardi ilk gun neden hic deginmediler, diye sorasi geliyor insanin. Mirgun Cabas-Rusen Cakir ikilisinin ilk gun yaptiklari program tekrar izlenirse kendilerinin bile GMT+2'den habersiz olduklari izlenimi cikiyor ortaya. Ikinci gun sonrasinda anlasiliyor ki Taraf'in hatalarindan biri resmi belgedeki kayitlari kendine dayanak yapmasi. Tek hatasi demiyorum, sadece biri diyorum, Taraf'in bu olaydaki hatalari saymakla bitmez.

Peki NTV'nin tavri?

Diyelim ki Taraf gazetesi resmi belgedeki kayitlari saat farkina bakmaksizin kendine dayanak yapip sacma bir habere baliklama atladi. Bu olay 22 Ekim ile 24 Ekim tarihleri arasinda yasandi. [Taraf'in ilk manseti (Olum helikopterinde 139 defa arandi-22 Ekim), ozur manseti ve aciklama (Kayitlar yanlis, NTV hakli biz haksiziz, TIB yanlis kayitlari gondermis-24 Ekim]

Simdi de konu ile alakasiz, bambaska bir konuda NTV'nin yaptigi bir baska haber programina goz atalim. Tarih 27 Ekim 2009. Yani Taraf olayinin sonuclanmasindan 3 gun sonra. Can Dundar'in sundugu Canli Gaste programi.
Linkini verdigim videoda, kromozomlarinda istihbarat kurumlarinin izi olan Can Dundar'in "bakin telefon kayitlarinda Danistay saldirganina Allah'in askeri deniyor" tarzi cinliklerine laf etmeyecegim. Videoyu 15.07'den itibaren takip edelim:

Can Dundar: Erdogan [NTV istihbarat sefi Erdogan Durna], sunu soracagim. Olay [Danistay saldirisi] 17 Mayis tarihinde gerceklesti ama dava dosyasindaki dinleme karari zannediyorum 7 Mayis olarak kayitta gecmis gorunuyor. Yani eylemden once dinleme karari mahkemeden cikmis gibi gorunuyor. Bu da, bu insalarin daha danistay kara.., seyini, eylemini yapmadan izleme altina alindiklarinin kaniti gibi gorunuyor. Acaba boyle mi yorumlamaliyiz? O on gunluk fark nedir sence?


Canli yayinda telefonla soruyu yanitlayan NTV istihbarat sefi Erdogan Durna ise bunun yanlislikla yapilmis olabilecegini, ancak resmi belgede alti kez ayni yanlisin tekrar edilmesinin garibine gittigini soyluyor. [Taraf da ayni hatanin 139 kere tekrar edilmesini garip karsilamisti sanirim.] Telefon konusmasi bittikten sonra Can Dundar yaptigi yorumda, eger bu insanlar hakkinda on gun onceden izleme ve dinleme karari cikarildiysa diye basliyor, danistaya saldiri biliniyordu neden engellenmedi sorusu uzerinde spekulasyon yapiyor. Siz en iyisi videonun tamamini izleyin.

Bu programin Taraf-NTV kavgasinin hemen akabinde yapilmis olmasi ilginc bir tesaduf. NTV, Taraf'i yanlis kayitlar yuzunden spekulatif/saldirgan haber yapmakla sucluyor. Kendisi ise uc gun sonra, baska bir konudaki muhtemelen yanlis kayitlar yuzunden spekulatif/saldirgan haber yapmaktan cekinmiyor. Taraf'in yaptigi hatanin aynisini kendisi de isliyor. Belki yanlislikladir ama degilse cok vahim, cok kotu hodo hodo diye canli yayinda ahkam kesmesi kolay. Koskoca istihbarat sefi olmussun telefon acip soramadin mi resmi makamlara bu neyin nesidir diye? Peki bu konuda NTV'den daha sonra duzeltme, aciklama duyduk mu? Hayir. Ben duymadim, kacirdiysam biri beni duzeltsin. Kayitlar mi yanlisti, yoksa gercekten on gun onceden izleme karari mi alinmis bilmiyoruz.

Her iki olayda da sorunun kaynagi, gelisiguzel hazirlanmis resmi raporlar, belgeler. Lackalik, ciddiyetsizlik her devlet kurumunda gorulen genel bir sorun. Resmi belgeler itina ile hazirlanip raporlansa belki NTV de Taraf da gereksiz yere kendi isimlerini rezil etmeyecekler. Ama resmi belge degil, bakkal husnu'nun alacak defteri mubarek. ciddiyet yok, birisi degil ki hepsi lacka. Medyasi neyse Adliyesi de o. Biz de kalkip lacka calisan bir sistemden tikir tikir hukuk sistemi isletmesini bekliyor, mikro reform falan diyoruz.

Read more...

milleplateaux'yu takdimimdir

milleplateaux yorum yapmis, arada kaybolmasina izin vermemek lazim:

PISA (programme for international student assessment) demisken:

"pisa 2006 rakamlarına göre bilimsel bilgi ve beceri konusunda türkiyede öğrencilerin dağılımı şöyledir:

seviye 1'in altı: 12.9
seviye 1 : 33.7
seviye 2 : 31.8
seviye 3 : 15.1
seviye 4 : 6.2
seviye 5 : 0.9
seviye 6 : pratik olarak 0!

türkiyede 15 yaşındakilerin %46.6'sı, yani neredeyse yarısı bilimsel bilgi, basit matematik, basit modellemeden uzak bir yaşam sürmektedir! bu kişilerin topluma ve iş gücü piyasasına katılım anlamında zerre kadar bir yetenekleri ve bilgileri olmayacaktır. bilgi ekonomisine geçtiğimiz şu çağda 15 yaşındakilerin yarısı seviye 1'i bile becerememektedir.

bu rakam, oecd ortalaması olan %19.2'nin iki katından fazladır ve çok çok vahimdir!

türk öğrencilerin performanslarının sosyo-ekonomik durumları ile bağlantısı yoktur. yani zengin, fakir, sağcı solcu, dinci, laik nereden gelirse gelsin öğrenciler aynı kötü performansı sergilemektedir.

not: burada sorulan sorular öyle kazık falan değil. örneğin soruya bakın:

"televizyon yorumcusu alttaki grafiği gösterdi ve şunu söyledi:

bu grafige bakarsak, y şehrindeki soygunlarda 1998'den 1999'a büyük bir artış olduğunu görüyoruz.

bu yorumcunun söylediklerine katılıyor musunuz? cevabinizi açıklayın ve destekleyici argümanlar ortaya koyun"

---------505---510---515---520
1998 xxxxx

1999 xxxxxxxxxxxxxxxxxxx

skala 505'ten başladığı için aslında artış fazla değil. bunu bile söylemek 4. seviyeye getirecek puan kazandırıyor. buna rağmen türk öğrencilerin %88'i bunu söyleyememiş. durum felaket!"


Ibrahim'e de dedim. Patron, sen bu adami eksi sozlukten Ekonomi Turk'e transfer et. Yilin transferi olur.

Read more...

Cuma, Kasım 20, 2009

Cari Acik, Mikro Reform ve Atin Sahibi

Son bir kac gundur "at sahibine gore kisner" atasozuyle yatip kalkiyoruz. Neden boyle yapiyoruz? Cunku basbakandan tutun, ekonomi ve sanayi bakanlarina kadar direksiyondaki herkes icraat yapmak yerine laf cambazligiyla ugrasiyor cok uzun bir suredir. Son 3 yillik bu laf cambazliklarinin bedeli de hem eksi buyume rakamlari hem de yukselen issizlik rakamlari olarak karsimiza cikiyor.


Eskiden AKP kotunun iyisi derdik, elestirsek de yine de destek cikardik. Artik o gunler de geride kalmis gibi gorunuyor. Son zamanlarda AKP artik kotunun iyisi degil, sadece kotu olmaya basladi. Endiseyle izliyorum.

Ugur Gurses bugunku yazisinda hem Sanayi Bakani Caglayan'a hem de Ali Babacan'a iki buyuk tas atmis. Ote taraftan Merkez Bankasi baskani Yilmaz'in yaklasimini one cikarmis. Bizim de cok uzun sureden beri belirttigimiz gibi bu ulkede ekonominin direksiyonundaki en yetenekli kurum Merkez Bankasi. Kendilerine tesekkur ediyorum. Ugur Gurses'in yazisini ise mutlaka okumanizi oneriyorum. Bir kac satirbasi soyle:

"Firmalara ilişkin anket verileri, ithalat bağımlılığını artıran temel unsurun fiyat olmadığını, kaliteli ürün eksikliği ile yurtiçi üretimin olmaması ya da yetersiz olması gibi nedenlerin ara ve yatırım malı temininde firmaları ithalata yönelten esas unsurlar olduğunu göstermiş. İkinci sürece ilişkin bulgular da, sanayi sektörlerindeki uzmanlaşma yapısındaki değişimin, ithalata bağımlılık oranının artmasında temel nedenlerin başında geldiğini göstermiş.

Araştırma, ‘ithalat bağımlılığında fiyat temel unsur değil, başta kalite olmak üzere yapısal unsurlar belirleyici’ diyor. Bu bulguları toplantının açılış konuşmasında aktaran Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, “Türkiye’nin küresel rekabet gücünün kalıcı artışı için döviz kuruna dayalı kısa vadeli politikalardan ziyade, mikro reformları içeren uzun vadeli bir bakış açısına ihtiyaç duyulduğunu” söylüyor. Aynı toplantıda bulunan Bakan Çağlayan ise bilimi bir tarafa bırakıp, Merkez Bankası’nın kur ve faizi ayarlayarak sanayiciyi kurtarması gerektiğini söylüyor!

Merkez Bankası araştırması, çeşitli sektörleri içeren ve imalat sanayini temsil eden bir yelpazede 145 firmadan derlenen bilgilerden bilimsel sonuç çıkarıyor; Bakan Çağlayan ise ‘27 yıllık sanayiciliği ile’ ayaküstü bir sonuç çıkarıyor!
Aslında ister ihracatçıların temsilcilerinin, isterse Bakan Çağlayan’ın bu yaklaşımı, bize PISA (uluslararası öğrenci değerlendirme programı) test sonuçlarını anımsattı. Bu sonuçlar ki, bilime neden itibar etmediğimizi, bilimden neden uzak olduğumuzu anlatıyor.

2006 PISA test sonuçları gösteriyor ki, bilim alanında 30 ülkenin bulunduğu OECD sıralamasında Kore 5. sırada, Türkiye ise 29. sırada. Okuma alanında Kore 1. sırada, Türkiye 28. sırada. Matematikte Kore 1. sırada, Türkiye 29. sırada.
Neden bu karşılaştırmayı Kore ile yaptık? Şundan: Önceki gün Ankara Sanayi Odası’nda uzun bir konuşma yaparak (14 sayfa), ekonomideki kötü gidişatın hükümet dışında her şeye ait olduğunu anlatmaya çalışan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da, Türkiye ile Kore’nin pek farklarının bulunmadığını, ama Kore’nin arayı açtığını anlatıyordu. Bunun ardındaki temel nedenin de ülkemizdeki siyasal istikrarsızlık olduğunu vurguluyordu. Bu konuşmadan aklımızda kalmış! "

Read more...

Perşembe, Kasım 19, 2009

Enerji Politikasinda Bir Numarali Isim?

Hugo Chavez tabii ki. Gecen hafta latin kokenlilerin cogunlukta oldugu bir mahalleye yolum dusmustu, bir de ne goreyim, herkesin galonunu (3,6 litresini) $2.50 sattigi benzini Chavez'in sahip oldugu CITGO benzinligi $2.30'a satiyor. Tam denk gelmis, depo da bos, 20 galon benzin aldim, Chavez sayesinde $4 tasarruf ettim.


Bence Chavez bu bonkor politikalarina devam ederse yilin degil yuzyilin politikacisi secilmesi lazim. En azindan Amerika'daki medyanin bu herife gaz vererek kendi halkinin servetini Amerikalilara dagitmasina devam etmesini saglamalidir. CIA bir konuda komplo yapacaksa bu konuda yapsin, Chavez'i ilelebet Venezuella'nin basinda tutsun.

Read more...

Ulkelerin Dostlari Yoktur, Ulkelerin Cikarlari Vardir

Yorumsuz bir yazi yazacagim ingilizce bilenler icin. Azerbaycan gazini yuksek fiyattan satmak ve Turkiye uzerinden ucuza yollayabilmek icin bakin neler yapiyor:


"Azerbaijan’s inability to agree transit and supply with Turkey, its biggest gas market and most direct route to Europe, has hindered progress on Nabucco and other links. Nassirov’s message to the EU is that the so-called southern corridor to the Caspian region may be lost if Turkey doesn’t act like a “responsible transit nation,” Lee said."

Yanlis anlasilmasin, Azerbaycan kendi cikarina ne geliyorsa onu yapmaktadir ve yapmalidir da. Ayni sekilde biz de isimize ne uygunsa onu yapmaliyiz. Devletler takim tutar gibi ulke tutarak yonetilmez.

Read more...

Nukleer Enerjiye Evet Kampanyasi

Bugun Greenpeace Turkiye'den bir email aldim. Bu adamlar sozde cevre dostu olacaklar ama is birbiriyle celisen secimler yapmaya gelince cuvalliyorlar. Mail'de sunlari soyluyorlar:

Ben Yiğit. Greenpeace Türkiye ofisinde web departmanında çalışıyorum. Kısa süre önce Türkiye'de yapılması planlanan nükleer santrallere karşı "I lovve nuclear" ( http://nukleer.greenpeace.org/?page=petition )adında bir kampanyaya başladık.

Çernobil faciasının yıldönümü olan 26 Nisan' a kadar 1.000.000 imzaya ulaşmayı hedefliyoruz. Biliyoruz ki hiçbir hükümet 1.000.000 kişiyi görmezden gelemez. Şu ana kadar yaklaşık 13.000 kişiyiz.

...Senin yardımınla bu nükleer kabusa son vermek isteyen daha çok insan bir araya gelebilir.

Çok teşekkürler
Nükleersiz, temiz ve yeşil bir dünya dileğiyle"


Simdi Yigidim Aslanim, temiz ve yesil bir dunya dilegiyle diye sozlerini bitirmissin. Cevrecilerin son 4-5 yildir kafamizi sisirdikleri bir numarali konu nedir? Karbon bagimliligi ve kuresel isinma degil mi? Enerji uretmek icin petrol, dogal gaz, komur gibi cevreye bolca karbon salan kaynaklardan kullaniyoruz. Bu da sizin saviniza gore onumuzdeki yillarda cevresel bir kiyamet gunune yol acacak. Bunun alternatifi nedir? Enerji uretirken karbon salinimi cok daha az olan kaynaklarin kullanilmasi degil midir? Buyuk miktarlarda enerji uretmemizi saglayacak ve cevreye neredeyse hic karbon birakmayan enerji turu nedir?

Bilemediniz, nukleer enerji olacakti. (Ne gunes enerjisi ne de ruzgar enerjisi ucuza tum insanlara yetecek kadar enerji uretmekten uzak). Sec birini, karbon kabusumu yoksa nukleer kabus mu?

Cevreciler boyle, fildisi kulelerinde yasiyorlar, cozum uretmeye gelince ortada yoklar. Ne yapalim, enerji kullanmayalim da tas devrine geri mi donelim? Enerji kullanmayalim mi? O zaman siz niye enerji kullaniyorsunuz, enerji kullanmamaktan once siz vazgecin.

Greenpeace gibi kuruluslarin faydalari da var ama ben bunlara deginmeyecegim. Adamlar enerjilerini elestirmek icin kullaniyorlar, bir tane cozum uretmiyorlar, ben de onlari elestirecegim. Peki ben cozum oneriyor muyum? Tabii ki, bu konuda yazdigim eski yazilara bakarsaniz gorursunuz.

Bu arada ben nukleer enerjiyi destekleyen birisiyim, hatta portfoyumde Exelon isimli nukleer enerji ureten sirkete de yer verdim. Ote yandan komur kullanarak cevreyi kirleten sirketler de var portfoyumde, nukleer santraller kuran sirketler de, yani cevreci falan degilim. Olmak zorunda da degilim.

Bu arada bana "nukleer enerjiye evet" konulu bir kampanya baslatmamda yardimci olacak biri cikarsa cok sevinirim. Greenpeace'in yaptigi gibi biz de bir websitesi yapalim ve insanlar imza atsin. Websitesi programlama isinde usta birisini gonullu olarak ariyorum, banner falan da yapariz isteyenler websitelerine koyarlar ("Nukleer enerjiye evet" seklinde). Detaylarini email araciligiyla konusuruz.

Read more...

Çarşamba, Kasım 18, 2009

At Sahibine Göre Kişner

Atasozlerimizi seviyorum, bugun ekonomist ve isletmeciler tarafindan karsimiza "yeni" diye cikarilan bir suru teorinin anafikrini 3-4 kelimeyle anlatan bir suru atasozumuz var. Iste bunlardan bir tanesi de At sahibine göre kişner sozu.

Bugun issizlik konusundan bahsediyorduk, daha yeni diger favori ekonomistlerim olan Ugur Gurses'in ve Deniz Gokce'nin yazilarini okudum. Deniz Gokce Orhan Karaca'nin soylediklerinin aynisini Betam'in yayinlarini baz alarak soyluyor. Lafin iyisini ise dun Basbakan Tayyip Erdogan'in issizlik rakamlari aciklandiktan sonraki yorumlarini ulastiran Ugur Gurses soylemis. Erdogan issizlik rakamlari uzerine su ifadelerde bulunmus:

"Şu anda bakın biz dünyada yani işsizliğin artışı noktasında en az artış gösteren ülke konumundayız"


Bu laflari okuyunca bir an kulaklarimi temizleme ihtiyaci hissettim. Gittim, kulaklarimi temizledim, geldim. Hala ayni anlami cikariyorum. Sonra farkettim ki problem kulaklarimda degil, gozluklerimde olabilir (neticede okuyorum, dinlemiyorum). Gittim gozluklerimi de temizledim. Sonuc yine ayni. Herhalde Amerika'da bunca sene kalmaktan dolayi Turkcem bozulmustur, okudugumu artik anlamaz hale gelmisimdir diye dusundum, kendimi avuttum.

Benim bu laflardan cikarabildigim en iyi anlam su: Turkiye'de issizlik artmistir ama issizligin arttigi tum ulkeler arasinda Turkiye en dusuk artis oranina sahip ulkedir. Issizlik oranlarindaki artis miktarinin karsilastirildigi zaman birimi verilmedigine gore belki de Erdogan issizlik oranlarindaki artis miktarini issizlik oraninin zirve yaptigi kis aylarina gore kiyasliyordur. Ama bu durumda da issizlik oranimiz aslinda bir dusus sergiledi artis degil. Yani 8-9 ay oncesine gore durumumuz cok iyi, ya da oyle bi sey.

Bir onceki yazida sundugumuz issizlik ornai grafigini de goz onune alarak siz bunu nasil yorumluyorsunuz? Turkiye'nin yularini elinde tutan Erdogan ne demek istiyor?

Read more...

Mevsimsellikten Arindirilmis Issizlik Orani

Son 7 aydir mevsimsellikten arindirilmis issizlik orani %14-15 araligina takilip kalmis. Krizin zirve yaptigi siralarda %15'i bulan oran, krizin etkilerinin hafifledigi bahar ve yaz aylarinda %14 seviyesine gerilemisti. En son aciklanan Agustos ayina ait istatistikler de Eylul ayinda issizlik oraninin bir niktar yukseldigini gosteriyor. Iyi haber degil.


Nereden mi buluyorum bu mevsimsel etkilerden arindirilmis istatistikleri?Tabii ki Orhan Karaca'dan. Favori ekonomistim sagolsun blogunda bir grafik yayinlamis, ben de buraya aktariyorum. Yazisinin orijinalini buradan okuyabilirsiniz.

Grafigin guzel tarafi size mevsimselligin de ne demek oldugunu gosteriyor olmasi. Baksaniza kis aylarinda issizlik orani cikiyor, yaz aylarinda dusuyor, mevsimsellikten arindirilmis rakamlar ise gercek resmi ortaya cikariyor. Neden TUIK bunlari yillar oncesinden yayinlamaya baslamamis aklim almiyor (devlet kurumu olmasindan olabilir mi?)

Bu arada bu grafik ulkemizin resesyona Nisan 2008 civarinda girmeye basladigini, hukumetin gec aciklanan istatistiklerden dolayi ise bu durumun farkina taaa Sonbahar'in ortalarinda vardigini da bizlere gosteriyor. Efkarlandim yine, gecen seneki teget hikayeleri birden gozumun onune geldi. Bu seneki hikaye de "IMF ile anlasmamakla cok super hareket ettik", "krizden tek basimiza ciktik, IMF'ye ihtiyacimiz yok" seklindeki teraneler. Bir de Steve Hanke gibi haricten gazel okuyup bizim ekonomimizden anlamayanlar parazit yaparak milletin kafasini iyice karistiriyor. Bakalim bunlarin issizlik rakamlari cinsinden maliyeti bize ne olacak, gelecek sene de buna bakar bakar efkarlaniriz.

Gunun sozu: At sahibine göre kişner.

Read more...

Read more...

Salı, Kasım 17, 2009

Piyasalarda Son Gorunum

Son haftalarda Turkiye piyasalarini daha yakindan takip etmeye basladim, bir kac ay icerisinde cok daha iyi analizler yapmaya baslayabilirim. Bugun Global Menkul Degerler'in haftalik yorumuna denk geldim. Arzu Odabasi bence gayet yerinde bir ozet yapmis, asagiya aktariyorum:

"Önceki hafta gelişmiş ülke Merkez Banka’larından gelen gevşek para politikasının sürdürüleceğine dair sinyaller sonrası zayıf dolar ve yüksek emtia fiyatlarının desteğiyle yurtdışı borsalarda olumlu seyir devam ederken son 3 haftadır İMKB görece zayıf bir görüntü ortaya koymaktadır. Özelikle bono cephesinde tedirginliğin sürmesi, hisse senetleri piyasasında da temkinli duruşa neden oluyor. Aybaşından itibaren MSCI endeksleri karşılaştırıldığında Türkiye değer kaybeden 3 endeksten biri olarak öne çıkmaktadır (bkz.Tablo1). Geldiğimiz noktada 13 Kasım itibariyle 3. çeyrek kar beklentileri sona ererken, büyüme daralmaya devam etmekte ve özellikle yeni yılda yapılacak zamların ve baz enflasyonu etkisi enflasyonu yukarı yönlü tetikleme olasılığı yüksek görünmektedir. Bu aşamadan sonra daralan ekonomik koşulların artış eğilimindeki enflasyonu ne derece etkisiz kılacağını tartışıyor olacağız. Ancak böyle bir riskin faiz indirimlerine ara verilmesi ve gösterge faiz ile piyasa faiz oranları arasındaki farkın açılmasında etkili olma olasılığı, başta bankacılık sektörü olmak üzere karlılık üzerinde baskı yaratacak olması tedirginliğe neden olmaktadır. 2010 yılında kamu mali dengesinde bozulmanın devam edeceği endişesi ve henüz IMF konusunda somut bir adım atılmamış olması da gösterge faiz ve endeks üzerinde baskıyı arttıran diğer unsurlar olarak öne çıkıyor. Bu paralelde bu hafta Perşembe günü MB’nın alacağı faiz kararı ve yapacağı açıklama yakından takip edilecek. Piyasaların faiz toplantısı tarihi olan 19 Kasım’a kadar yukarıda tutunma eğiliminin yüksek olacağını devamında ise kar realizasyonlarının güçleneceğini tahmin ediyoruz.

MB son açıkladığı enflasyon raporunda, ekonomik toparlanmanın yavaş ve kademeli gerçekleşeceği varsayımıyla enflasyonun düşük seviyelerde kalmaya devam edeceği ve faizlerin uzun bir dönem boyunca düşük seviyelerde kalacağını vurgulamıştı. Talebi canlandıracak büyümeye geçiş sürecinin yavaş ve kademeli olacağı konusunda MB ile hem fikir olmakla birlikte önümüzdeki aylarda baz etkisinin terse dönmesi, kamu maliyesinde devam eden bozulma paralelinde yeni yılla birlikte yapılması olası zam ve ÖTV artışlarının (fiyatları yönetilen/yönlendirilen diğer ürünler kalemi) enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskının artmasına yol açabileceğini düşünüyoruz. Ekim ayında TÜFE, dayanıklı tüketim mallarındaki vergi indirimlerinin sona ermesi ve elektrik tariflerindeki artışın yanı sıra giyim ve gıda fiyatlarındaki mevsimsel yükselişler nedeniyle aylık bazda önemli bir sıçrama göstermiştir. Geçen yılın yüksek baz etkisi nedeniyle yıllık bazda %5,08’e gerileyen TÜFE’nin önümüzdeki aylarda yıllık baz da yukarı yönlü eğilimi içersinde olma olasılığı yüksektir. Enflasyon beklentilerinin bozulmasına neden olabilecek böylesi bir sürecin MB’nı gevşek para politikasını gözden geçirme riskiyle karşı karşıya bırakabilecektir. MB’nın faiz bundan sonraki süreçte daha temkinli gitmesini ve kv faiz indirim sürecini %6,0/6,5 aralığında sonlandıracağını ve devamında bir süre beklemeye geçeceğini düşünüyoruz. Bununla birlikte MB’nın Perşembe günü gerçekleştireceği toplantısında 25 baz puanlık faiz indirimine gitmesini bekliyoruz."


Ben bu konudaki dusuncelerimi aciklayayim.

Piyasalar Merkez Bankasinin bu hafta 25 baz puanlik bir indirime gidecegini ve gecelik faizlerin de %6,25 ile dip yapacagini bekliyor. Gecen hafta biz de blogumuz yazarlarindan rdynk ile bahse girdik, o gecelik faizlerdeki indirimin daha erken durabilecegini savunurken, ben de tam tersini savunuyor. Aciklayayim.

Bence Merkez Bankasi simdiye kadar attigi adimlarda bir numarali onceliginin ekonomik buyume oldugunu gayet bariz bir bicimde gosterdi. O yuzden de onumuzdeki gunlerde de ekonomik buyume hizlanmadigi takdirde faiz indirimlerine devam edecektir. Son aciklanan rakamlar da ucuncu ceyrekte ekonomik buyume hizinin ikinci ceyregin cok altinda kaldigina isaret ediyor. Gelecek konusundaki beklentiler de zaten cok olumlu degil. Piyasadaki analistler ise hakli olarak enflasyonun onumuzdeki aylarda yukselecegini dusunuyorlar. Piyasadaki analistler, bence oldukca yanlis bir varsayim yaparak, Merkez Bankasinin gecelik faizleri enflasyon oraninin altina indirmeyecegini ve bu yuzden de faiz indirimlerinin %6,25'de duracagini bekliyorlar bu yuzden.

Ben ise faizlerin enflasyonun altina indirilebilecegini dusunuyorum. Hatta onumuzdeki persembe gunu Merkez Bankasinin %20 olasilikla bir surpriz yaparak faizleri 50 baz puani bile indirebilecegini dusunuyorum. Onumuzdeki aylarda ise faizlerin %6 seviyesini veya altini gorebilecegini de dusunuyorum. O yuzden bana kalirsa rdynk bahsi kaybedecek.

Bakalim bu sefer de Merkez Bankasini dogru okuyabilmis miyim. Merakla bekliyorum sonucu.

Read more...

Steve Hanke: (Turkiye) Sinifta Kaldi

Bizim gazeteciler bunu ara ara yapiyorlar. Dunyaca unlu ekonomist Steve Hanke'ye krizin Turkiye'ye etkileri ile ilgili sorular yoneltmisler. Ulan herif nereden bilecek, ne diye soruyorsunuz ki. Ben burada Turkiye piyasalarina bir suru para yatiriyorum, dogru durust analiz yapacak vakit bulamiyorum. Elin ekonomisti nereden bilsin Turkiye nasil etkilendi, vs. vs.


Adam gayet yanlis bir yorum yaparak su sozleri soylemis:

''Türk Başbakanı, IMF ile anlaşmayı imzalamayarak çok akıllıca bir iş yaptı. Türk hükümeti krize karşı aşırı tepki vermeyerek doğru hareket etti. Ben öyle düşünüyorum. Başbakan birçok politikacının aksine son derece soğukkanlı davrandı, panik ve heyecan içinde olmadı. Bunun sonucunda da vatandaşlarda aşırı bir korku, panik oluşmadı. "

Ben gazeteci olsam adama bu cevap uzerine soracagim uc soru su olurdu: Turkiye'nin basbakaninin adi nedir? Ekonominin basindaki bakanin adi nedir? Merkez Bankasi baskaninin adi nedir? Bu sorulari dogru cevaplasin ondan sonra fikrini alayim. Economist'ten, FT'den iki tane makale okuyarak Turkiye uzerine yorum yapiyorlar, basbakanin adini bilmiyorlar.

Daha gecen gun burada bankalarin rakamlarini analiz ettik ve devlete borc vermekten ozel sektore kredi acamadiklarini gorduk. Bu ortamda sen kalkip "Turkiye IMF ile anlasmamakla iyi etti" dersen cehaletin ortaya cikar. Ben gidip Kongo veya Avustralya ekonomisi uzerine yorum yapiyor muyum? Bilmiyorum ki adamlar hakkinda bir sey, her uzatilan mikrofona konusmak zorunda miyim?

Ote taraftan adamin su yorumlari hukumetin suratina da samar gibi carpmis ama Hurriyet'in muhabiri durumun farkina varamamis, yoksa onu mansete tasirdi:

"'Krizle en iyi şekilde mücadele eden ülkeler olarak yorumlanan Hindistan ve Çin'e göre Türkiye'nin konumu nedir'' şeklindeki bir soru üzerine ise Hanke, Çin ve Hindistan ile Türkiye'nin farklı sınıflarda yer aldığını kaydetti.

Söz konusu iki ülkenin yanında Brezilya'nın da krizden öne doğru ilerleyerek çıkacağına inandığını ifade eden Hanke, ''Ama Türkiye'nin durumu aynı değil. Türkiye bu ülkelerle aynı ligde değil. Türkiye iyi durumda diyebiliriz, ama onlar kadar da güçlü değil. Bu nedenle hükümet inisiyatif alıp ekonomik reformlara hız vermeli. Bu reformlar ekonomide özel sektörü ilgilendiren konular ile yapısal konular üzerinde yoğunlaşmalı. Mali reformlar konusunda da harekete geçilmesi lazım'' diye konuştu."

Daha 3-4 sene once Brezilya borsasiyla bizim borsa birebir hareket ederdi, buyumede Brezilya'ya fark atmis, Hindistan'la kafa kafaya gidiyorduk, Cin'i de neredeyse yakalayacaktik. Nereden nerelere gelmisiz. Adam Turkiye Brezilya, Hindistan ve Cin ile ayni ligde degil demis. Bunlarla ayni ligde degilsek kiminle ayni ligdeyiz: Kazakistan ve Zimbabve mi?

Read more...

Pazartesi, Kasım 16, 2009

5. Iktisat Kongresi

Blogumuzun mudavimlerinden Sibel Bagci Uzun bize Iktisat Kongresi uzerine yazdigi yaziyi gonderince ben de bu konuda bir seyler karalayayim dedim. Ama once su satirlari bir okuyalim:

1992 yılında yapılan üçüncü kongrenin ilk iki kongreden farkı ise uluslarası katılıma açık olması ve siyasi parti temsilcilerinin görüşlerini dile getirmelerine imkan vermesiydi. Globalleşmeye, ekonomik bloklaşmalara ve ekonomimizde makroekonomik istikrarın sağlanmasına dikkat çekiliyordu. Görüşbirliğine varılan en önemli konu ise devletin ekonomik faaliyetlerin özellikle de sanayi ve hizmetler sektörünün tamamen dışında kalması gerektiğinin vurgulanmasıydı.

2004 yılında yapılan son ve dördüncü İktisat Kongresi’nde ise “Türkiye’nin bilgi toplumuna dönüşmesi ve AB üyeliği” ana temayı oluşturuyordu. Beklenen yararın elde edilmesi için akademik, kamu ve özel sektör ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımının sağlanması amaçlanıyordu. Ancak ekonominin asıl büyümeyi sağlayan özel sektör temsilcileri kongrede yer almamıştı.

Trajikomik olan durum ise bağımsız ekonominin savunulduğu birinci kongreden son kongreye kadar gelen süreçte bir IMF bağımlılığı yaratılmasıydı. Nitekim IMF Başkanvekili’nin kongreye katılımı ve kürsüde yaptığı konuşma bunun kanıtıydı.

En az 10 yıl arayla düzenlenen ve ekonomi için yol haritası niteliği taşıması amaçlanan kongrelerin sonuç bildirgelerine bakıldığında ana temalar dışında temel sorunların pek değişmediği görülür. Yaklaşık 30 yıl önceki sonuç bilgirgelerinde yer alan ; “Yanlış kur politikalari ile ihracatçı cezalandırılmamalıdır, enerji üretimine öncelik verilmelidir, işsizliği azaltıcı uygulamalara öncelik verilmelidir, köylere götürülen hizmetler artırılmalıdır …” şeklindeki maddeler gündemimizi hala meşgul etmekte.


1923 yilinda yapilan Iktisat Kongresini anlarim da, 1992 ve 2004 yillarinda neden Iktisat Kongresi yapilmis ona pek aklim ermedi. Zaten 1992 yilinda yapilan Iktisat Kongresinde de herkes "devletin ekonomideki elini cekmesi" konusunda gorus birligine varmis ama sonrasinda neler yasandigini hepimiz biliyoruz. Ortada devlet oldugu surece lobici is dunyasi kendi menfaatlerine gelecek politikalari devlete dayatmaya calisacak, devletteki yoneticilerin ise ellerindeki imkanlari hem kendilerinin hem de yandaslarinin cikarlari dogrultusunda degerlendirmesi neredeyse kacinilmaz olacaktir. Bu cengamede halkin cikarini kim kolluyor belli degil.

Bu DPT mentalitesiyle biz daha cok Iktisat Kongresi duzenleriz, ekonomi uc yildir bir arpa boyu yol gitmeyi birakin geriye gitti. Ulkenin ihtiyaci olan sey vergi veren vatandasin bu soyguna bir dur demesidir. Yoksa toplanan ganimeti paylasmak icin 5. Iktisat kongresi de yaparlar, 55. Iktisat kongresi de.

Read more...

Cuma, Kasım 13, 2009

Başlık bulamadım...

Aylardır dikkatimi çekmekte olan birşey var:

Hürriyet Gazetesi'nin Ekonomi sayfasına girin. Sağ üst tarafta Özel Röportajlar köşesini onun altında birkaç haberi ve daha sonra da maddeler halinde sıralanmış bazı haber başlıklarını göreceksiniz. Bu haber başlıklarından biri "Aydın Doğan bizim için iyi bir vergi mükellefi" başlığıdır ve her gün değişmeyen tek haber budur. İlk yayın tarihi 16 Nisan 2009 olan bu başlık ve haber o günden beri aynen olduğu yerde durmaktadır. Adeta bilinç altınıza işlemesi hedeflenmekte ve ısrarla eski bir haber olduğu halde her gün yeni haberlerin başlıklarıyla birlikte verilmektedir.

Hükümeti pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Aydın Doğan da babamın oğlu değil. Yani bu hükümet ve Aydın Doğan çekişmesi konusunda taraf değilim. Hürriyet Gazetesi'nin Internet versiyonunu yöneten kişinin işgüzarlığı mıdır, daha büyük bir yerden gelen bir emrin eseri midir bilmem ama haber orada tek değişmeyen haber olarak durup duruyor...

Read more...

Perşembe, Kasım 12, 2009

Seyfettin Gursel Gozume Giriyor

Saglam ekonomik analiz yapabilmek icin hem ekonomiyi iyi bilmek hem de verileri toplamak onemlidir. Iskembeden veri sallayarak yapilan analizlerle biz burada cok dalga gectik. Saglam veri toplayarak yazi yazmaya baslayanlardan bir tanesi de Seyfettin Gursel. Daha once radarima girdigini belirtmistim. TUIK yapmadigi icin mevsimsellikten arindirilmis verileri Seyfettin Gursel hesaplayip bunlari kullanarak yazilar yaziyor.


Bakin mesela bugun Ekim ayi kapasite kullanim oranlarinin aylik degisiminin 2.8 puan oldugunu hesaplamis. Turkiye'de her adamin yapacagi is degil bu. O yuzden kendisini de Deniz Gokce, Ugur Gurses, Orhan Karaca, Fatih Ozatay gibi begendigimiz ekonomistlerin listesine ekliyoruz. Yine de hazir elimiz degmisken elestirisini de yapalim.

Mesela bir onceki gun yazdigi yazisinda su ifadelerde bulunuyor:

"Dün yayımlanan eylül ayı sanayi üretim endeksi, canlanmanın gecikmekte olduğuna dair sinyaller vermeye devam etti. Bir yıl öncesine kıyasla sanayi üretimi yüzde 8,6 oranında düşük düzeyde gerçekleşirken ağustos ayına kıyasla da yüzde 0,2 gerilmiş durumda. Canlanmanın esas göstergesi olan mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış endeksse betam tahminine göre (Bkz grafik, Araştırma Notu No. 51) yüzde 0,3 gerilemiş görünüyor."

Yani veriler sanayi uretiminin eylulde geriledigini ama ekimde daha buyuk bir cikis yaptigini soyluyor. Veriler dogrulari gosteriyor olabilir. Ama bence veriler dogrulari tam olarak dogru gostermiyor. Bence yapilan mevsimsel duzeltmeler o kadar da isabetli degil, muhtemelen eylul rakamlari olmasi gerektiginden biraz daha az hesaplanmis. O yuzden de eylulde dusus, ekimde de daha buyuk bir yukselis oldugunu soyluyor veriler. Bu durumda yapilmasi gereken mevsimsel ayarlamalarin cok yuksek oldugu aylara iliskin sonuc cikarirken aylik verileri degil de ceyreklik verileri kiyaslamak daha saglikli sonuclar verir diye dusunuyorum. Eylulde Ramazan Bayraminin etkisini istatistiksel yontemler dogru belirleyememisler, her zaman da bu problemi yasiyoruz.

Hazir konu acilmisken ilginizi cekecek baska bir istatistik vereyim. Amerika'da en son aciklanan veriler issizlik oraninin %10,2 oldugunu gosteriyordu. Bunlar mevsimsel faktorler dikkate alinarak aciklanan rakamlar. Turkiye'nin acikladigi gibi mevsimsel ayarlama yapmadan issizlik orani aciklanmis olsaydi rakam ne olurdu tahmin edin: %9,5

Read more...

Kariyer Danışmanlık firmaları üstüne...

Yıllar boyunca defalarca danışmanlık firmalarıyla muhatap oldum. Kimiyle iyi tecrübeler, kimiyle tuhaf tecrübeler yaşadım. Bu işi çok ciddiye alarak yapan firmalar olduğu gibi lakayt bir şekilde yapanlar da var.

İş arayan insanlar özellikle de çalışmıyorlarsa zaten kırılgan bir modda oluyorlar. Hal böyleyken yaptıkları her görüşme onların hayatında önemli bir mihenk taşı haline gelebiliyor. Karşıdaki danışmanlık firması işini ne kadar ciddiye alıp, ne kadar iyi yapıyorsa, iş arayanlar için o kadar faydalı oluyor. Görüşmeler olumsuz sonuçlansa dahi kişiler danışmanlık firması hakkında iyi düşünceler besliyor ve onları başkalarına tavsiye edebiliyorlar. Bir de madalyonun öteki yüzü var maalesef. Bazı firmalar görüşmelerin olumsuz bir sonucu olduğu takdirde adaya dönmeyi ihmal ediyorlar ya da iki ay sonra kuru bir mail gönderebiliyorlar. Sürecin uzun olabileceğini hepimiz anlarız. Adaylar merak içinde beklerken, onlara süreçle ilgili bilgi vermek, short-list'e kalıp kalmadıklarını bildirmek ne kadar zor olabilir ki?

Bundan yaklaşık 6-7 ay evvel bir İK Danışmanlık firması ile bir görüşme yaptım. Akabinde de ilgili firma ile görüştüm. Sonra hiç ses çıkmamasından ben uygun bulunmadığımı anladım ve konunun üstünde de durmadım. Yaklaşık iki ay sonra İK firması beni aradı ve aramızda şu şekilde bir görüşmne geçti:

- T'Pol Hn. merhaba ben XYZ Danışmalık'tan Falanca, nasılsınız? Size birisi hakkında referans sormak istiyoruz. Daha önce çalıştığınız ABC Firmasından Feşmekan beyi nasıl bilirsiniz?
- Falanca hn. teşekkür ederim iyiyim ama ben Feşmekan Bey'i ABC firmasından değil, DEF firmasından tanıyorum...
- Aaaa öyle mi? Neyse sizce nasıl bir yöneticidir?
Ben kibarca hakkında olumlu düşünceler beslediğim kişi hakkında düşündüklerimi söyledikten sonra dedim ki:
- Fikrime güvenip bana referans sorduğunuz için teşekkür ederim ama iki ay evvelki görüşmeden sonra bana olumlu/olumsuz hiçbir geri dönüşte bulunmadınız. Olumlu olmadığını tabii ki tahmin ettim ama sizden en azından bir geri dönüş beklerdim.
- Ah ben sizi filanca hn. aradı diye biliyordum, kusura bakmayın...

Bu yaklaşım bence ciddiyetsiz bir duruş. Sözkonusu firma hakkında iyi şeyler düşündüğümü söyleyemeyeceğim.

Öte yandan bir tuhaf tecrübeyi de yaklaşık 1 yıl önce beni kendiliğinden arayıp tanışmak isteyen başka bir firmayla yaşadım. Kalkıp taa öteki yakaya gittim ama benimle görüşme yapan hanım adeta beni yanlışlıkla çağırmışlar da bir an evvel paketleyip göndermek istiyorlarmış gibi bir izlenim bıraktı. Gittiğime pişman oldum.

Bundan bir süre evvel danışmanlık firmaları listesi yayınlamıştım. Önümüzdeki günlerde güncellenmiş halini tekrar yayınlamayı planlıyorum. İkinci örnekte bahsettiğim firmanın bir temsilcisi bana kendi firmalarını da listeme ekleyip yayınlamamı rica ettiklerini belirten bir e-posta atmış. Ben de kendisine memnuniyetle yayınlayacağımı söyledim ve hazır sırası gelmişken başımdan geçen tatsız tecrübeyi de naklettim. Kendisinden bana şu ana kadar nezaketen de olsa bir "ah çok pardon, nasıl olmuş bilemiyoruz" tipi idare-i maslahat bir mesaj bile gelmedi. Eh şimdi düşünüyorum, listeye onları ilave etmeli mi etmemeli mi? Sonuçta onlar açısından çok da önemli bir problem olmaz. Ancak, iş arayanlar için önemli olabilir. Benim için iyi bir tecrübe olmasa bile bir başkası için yeni işini bulmak anlamına gelebilir. Siz ne dersiniz sevgili okuyucular?

Read more...

Çarşamba, Kasım 11, 2009

Turk Televizyonlari Internette Var mi?

Amerika'da bir cok televizyon istasyonu yayinladiklari programlari ya kendi websitelerine ya da hulu.com gibi sitelere koyarak ilgilenen izleyicilerle paylasiyorlar. Gecenlerde bir arkadasim sordu, Amerika'da Turk televizyonlarina, ozellikle Turkce cizgi filmlere, nasil ulasabilirim diye.


Ben hemen hemen hic Turk televizyonlarini seyretmedigimden bir bilgim yok, bilgisi olan okuyucular yorum birakirsa sevinirim.

Read more...

Duyuru

Buraya reklam verebilirsiniz

Duyuru

Buraya reklam verebilirsiniz.

  © Blogger templates Newspaper III by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP